Aziz Hayri’nin Aziz’i baba dedesidir. Elinde kocaman bastonuyla hatırladığı tam bir otorite olan genellikle sıfır traşlı ve bazen kafasını ustura ile kazıtan; pos bıyıklı, bıyıklarını burmasını seven, Onu tanıdıktan sonraki ömrünü küçük bir oda ve daha küçük bir mutfakta hayat arkadaşı Hayriye ile geçiren kişidir. Kendisini eşiyle birlikte yaptığı belki de yoktan var ettiği evinin bahçesinde yaşamını geçirdiği küçük odanın duvarına dayanıp türkü söylerken hatırlıyorum. Özellikle de Huma Kuşu türküsünü söylemeyi çok severdi.
Hayri ise annemin bile tanımadığı ve bir rivayete göre Yugoslavya’dan Türkiye’ye geldikten bir kaç ay sonra vefat eden dedemdir. Ağır bir hastalık geçirdikten sonra kendisini toparlayamadığı ve kardeşlerinin bile aramadığı bir garip kişi. Mezarı bile bilinmiyor. Buraya kadar her şey normal gözüküyor ama kardeşlerinin neden arayıp sormadığını anlamıyorum. İki kardeşi vardı. Hacaga ve Sadaga derdi isimlerine annem. Karşıyaka da Nergiz istasyonunda bir yerlerde oturduklarını hatırlıyorum. Hatırlıyorum çünkü zaman zaman aneannem giderdi kendilerini ziyarete.
İşte ben onların torunu olarak adlarını yaşatmak istediğimden ve dahası “AzizHayri adı hoşuma gittiğinden bu ismi seçtim kendime. Her ikisininde ruhları şad olsun.
Aziz Hayri, beşi erkek sonuncusu kız olan altı kardeşin ikincisidir. Babası bir kunduracıdır. Yıllar yılı kesicilik tabir edilen, ayakkabıların saya oluşturması için deri parçalarını keserek ailesini geçindirmiştir. Bir ara galiba orta ikiden orta üçüncü sınıfa geçtiğinde beraber çalışmıştı. Aslında tam olarak beraber çalışma sayılmazdı. Babasının arkadaşı olan o zamandan hatırladığı adıyla Kula’lı Lütfü’nün yanında çalışmıştı
Aziz Hayri, sırasıyla Yağhaneler’de bulunan Eşrefpaşa İlkokulunu, Beştepeler Orta Okulunu ve Çınarlı Endüstri meslek lisesini bitirmiştir.